Roman Wanderer Yolcu 

Wanderer Yolcu

2014 Mart ayı nın   19 da sabahın erken saatinde  Yolcu sırt çantası ve spor ayakabılayıla   Sofya ceza evinin kapısını acılmasını bekliyordu.

Acımasız bir zamanın ve sert balkan rüzgarlarının estiği ve hala karla kapalı olan volta bahcesinin önünden gecerken Narkotik Baba Hasan dayı ve Narkotik Baba şişko Aliyle gözgöze gelmiş ve hafifce başıyla selamlaşırken Narkotik Hapcı Kadir elini salayarak veda ederken Interpol Salih barfix ve halter kaldırmaya ara vererek başıyla selam vermişti. Gözleri son defa damda kendi kanatları arasına büzülmüş Güvercinlere çevrildi aylarca onlara ekmek kırıntıları atmış ve dost olmuştu bir süre öylevce bakıştılar.

Bulgar Taxi şöförünü gasp ve cinayeten 20 yılık hükümlü Koğuş Muhtarı Arap elinde herzaman yanan çıgarasuyla havanın soğukluğunu anlatıp acele etmesi için Yolcuyu uyarmıştı.

Kapı acılıp dışarı çıktığında yağmur yağmaya başlamıştı. Cebinden hiç parası oladığı için şehir merkezine kadar yürümüş ve tam olarak nereye gideceğini hala karar vermemişti. Yabancı bir şehirde dilini anlayamadığı bu Bulgar ülkesinde tek başınaydı ve tek derdi bir an önce kalabilecek bir yer aylamasıydı.

Bir tarafta berbart ceza evi koşularından kurtulmanın sevinci ve öteki tarafta da bu belirsizlik iklemi arasında sıkışmış kalmıştı seviç ve öfkenin aynı anda yaşandığı bir andı.

Yolcu için Merkez camiye gitme en uygun karadı, belkide orada Camnin Hocasıyla konuşup kısa bir süreliğne de olsa kalacak bir yer temin edebilir hata bir iş bulup biraz para kazanabilir  düşüncesiyle vardığı Cami.inşaatan dolayı kapalıydı. Hayda şu kör şansa bak dedi ne iş bu ya, aklında ikinci bir B planı yoktu. Ancak olsa olsa Kiliseye gidebilirdi bu Yolcu için pekte fark etmeyen bir duyguydu ha cami ha kilise önemli olan şu balkan soğuklarından kendisini koruyabileceği bir sığınak bulmasıydı.

Aklına Zagros dağlarının zirveleri geldi Gerılla olduğu dönemlerde sağnak yağmurlar altında nasılda ince bataniyeye su geçirmez ve terlemez Amerikan yağmurluğunu  dikipte kayaların üzerinde yatmıştı, kışta kıyamete umursamaz halde mışıl mışıl uyumuştu adeta. Bu cehennem koşularında yaşayan birisi için burası aslında bir cennet gibiydi ama işte yinede bir dertli ve meleonkolik tarafı vardıki ve bazen elinde olmadan kendi haline üzülüp sesizce ağlıyordu.

Belki ona yardım edebilecek birisi bulurum düşüncesiyle bir süre etrafta dolaşıp durdu. Beyaz tüylü bir kedi peşine takılmıştı adet a. Sofia şehrinin sabah vaktinin yogun tirafik ve yaya kalabalığı arasında yoldan gecen kişilerin yüzlerine bir süre baktıktan sonra ara sokakların birine daldı. Yabancıların bulunduğu bir mahaleye gelmişti etrafta daha cok arap aksanlı konuşmalar ve yüz hatları hakim bir bölgeydi.

Sağ tarafta bulunan Internetcafeden içeri girince masabaşında duran gencin yanına giderek burda bir Türk kahfesi ve işletmesinin nerde olduğunu sordu. Genç adam ona yakında bulunan çok tanıdık bir Türk esnafının adresini verdikten sonra kısa bir yürüyüş mesafesinde oraya ulaştı ve içeri girdi.

Küçük bir dükanın Türk kahvesine cevrilmiş haline benzreyen bu yerde  cay ocağının semaveriyle uğraşan kısa  boylu tıknaz ama insan sarafı olduğu beli olan bu adam, sabahın erken saatınde  içeri giren genç adamı görünce hemen Türk olduğunun farkına vararak.

– Merhaba , hoşgeldiniz kusuraba bakmayın çay daha hazır değil, buyrun şöyle köşeye oturun, hemen hazır olur  diyerek cam kenarına kurulmus oturma sofrasını işaret etti.

Merhaba ve teşşekürler deyip otudu Yolcu. İçerisi sıcaktı bir süre camdan dışarıda gidip gelenleri izledi. Kahve sahibi genc ve sesiz adama dikattle bakıp kim olduğunu çıkartmaya çalışıyor ve semaverin suyunu ve demliğini hazırlarken bir taraftanda yolun hemen karşısında bulunan et mamüleri satan ve kendisine ait olan işletmeye göz kulak olurken dükkana birisinin geldiğini görünce demlik caydanını tezgahın üzerine bıraktıktan sonra kapıya doğru yönelerek

Dükkane müşteri geldi sen istersen şu semaveri bir hal et ben hemen geliyorum dieyerek toparlayarak ama hızlı adımlarla yoldan karşıya geçerek dükkana girdi.

Yolcu hemen kalkarak semaveri ve demlği ayarladı ve kısa bir süre sonra çay hazırlayıp kendisine bir bardak alırken içeri uzunboylu Imam ve işadamı karışımı bir zat girerek selam vererek bir bardak çay ricasında bulundu. Yolcu bir bardak çay doldurup adamın oturduğu masanın üzerine koydu.

Adam sesizce çayını yudumlerken sürekli dışarıyı kolacan ediyor ve birisi bekliyormuşcasına sık sık saatine bakarken karşı traftan topal ihtiyar. ortayaşlı bir bulgar kadınıyla konuşuyor ama aynı zamandada kahfeyi gözlüyordu. Kadınla olan rahat ilişkisi ve yoldan gecenleri selamlaması ilgi gösterilen bir kişi olduğunu gösteriyordu.

 

 

 

Zur Werkzeugleiste springen